çünkü Mesihin şehadeti sizde pekiştirilmiş olduguna göre, her kelâmda ve her bilgide, her şeyde, onda zengin oldunuz;
Hepsi Ruhülkudüsle doldu, ve kendilerine Ruhun verdiği söyleyişe göre başka başka dillerle söylemeğe başladılar.
Ve Pavlus üzerlerine ellerini koyunca, Ruhülkudüs onların üzerine geldi; dillerle söyliyorlar, ve peygamberlik ediyorlardı.
Fakat Ruhun semeresi sevgi, sevinç, selâmet, tahammül, lûtuf, iyilik, sadakat,
Şu alâmetler iman edenlerle beraber gidecektir: benim ismimle cinler çıkaracaklar; yeni dillerle söyliyecekler;
Çünkü dille söyliyen, insanlara değil, Allaha söyler; çünkü kimse anlamaz; lâkin ruhla sırlar söyler.
İmdi eğer bütün kilise bir yere toplanır, ve hepsi dillerle söylerler, ve avamdan olanlar, yahut iman etmiyenler girerlerse: Çıldırıyorsunuz, demiyecekler mi?
[27] Eğer dille söyliyen kimse olursa, iki yahut en çok üç kişi ve sıra ile olsun, ve biri tercüme etsin; [28] fakat eğer tercüman yok ise, kilisede sükût etsin, ve kendi kendine ve Allaha söylesin.
[8] Çünkü kimine Ruh vasıtası ile hikmet kelâmı, ve diğerine ayni Ruha göre ilim kelâmı, [9] başkasına ayni Ruhla iman; ve diğerine ayni Ruhla şifa mevhibeleri, [10] ve diğerine kudretli işler yapmak; ve diğerine peygamberlik; ve diğerine ruhların temyizi; başkasına dillerin cinsleri; ve diğerine dillerin tercümesi veriliyor; [11] fakat murat ettiği gibi, herkese ayrı ayrı tevzi ederek hep bunları bir ve ayni Ruh işliyor.
[1] EĞER insanların ve meleklerin dillerile söylersem, fakat sevgim olmazsa, ses çıkaran bir bakır, yahut öten bir zil olmuş olurum. [2] Eğer peygamberliğim olursa, ve bütün sırları ve her ilmi bilirsem, ve eğer dağları nakledecek bütün imanım olursa, fakat sevgim olmazsa, bir hiçim. [3] Ve eğer bütün mallarımı sadaka olarak yedirirsem, ve eğer bedenimi yanmak üzre teslim edersem, fakat sevgim olmazsa, bana hiç faide etmez. [4] Sevgi çok sabreder, lûtufla muamele eder, sevgi haset etmez; sevgi övünmez, kibirlenmez; [5] çirkin muamele etmez, kendi faidesini aramaz, hiddetlenmez, kötülük saymaz; [6] haksızlığa sevinmez, fakat hakikat ile beraber sevinir; [7] her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi ümit eder, her şeye sabreder. [8] Sevgi asla zeval bulmaz; fakat peygamberlikler ise, iptal olunacaklar; diller ise, bitecekler; ilim ise, iptal olunacaktır. [9] Çünkü cüzî biliriz, cüzî peygamberlik ederiz; [10] fakat kâmil olan geldiği zaman, cüzî olan iptal olunacaktır. [11] Çocukken, çocuk gibi söylerdim, çocuk gibi anlardım, çocuk gibi düşünürdüm; adam olunca, çocuk şeylerini bıraktım. [12] Çünkü şimdi ayna ile muammalı surette görüyoruz, fakat o zaman yüz yüze göreceğiz; şimdi cüzî biliyorum, fakat o zaman bilindiğim gibi bileceğim. [13] Şimdi ise, iman, ümit, sevgi, bu üçü kalıyor; ve bunların en büyüğü sevgidir.
[1] SEVGİNİN ardınca koşun; fakat ruhanî mevhibeleri, ve daha ziyade peygamberlik etmenizi gayretle isteyin. [2] Çünkü dille söyliyen, insanlara değil, Allaha söyler; çünkü kimse anlamaz; lâkin ruhla sırlar söyler. [3] Fakat peygamberlik eden, bünyan ve teşvik ve teselli için insanlara söyler. [4] Dille söyliyen kendi kendini bina eder; fakat peygamberlik eden kiliseyi bina eder. [5] İmdi siz hepinizin dillerle söylemenizi, fakat daha ziyade peygamberlik etmenizi isterim; ve peygamberlik eden, dillerle söyliyenden daha büyüktür, meğer ki kilisenin bünyan alması için tercüme etsin. [6] Fakat şimdi, ey kardeşler, eğer size dillerle söyliyerek gelirsem, eğer size ya vahiyle, ya ilimle, ya peygamberlikle, ya talimle söylemezsem, size ne faidem olur? [7] Gerek kaval, gerek çenk, ses veren cansız şeyler bile, seslere fark vermezse, kaval ile yahut çenkle çalınan şey nasıl bilinir? [8] Çünkü boru da belirsiz ses verirse, cenk için kim hazırlanır? [9] Böylece eğer siz de dille açık söz söylemezseniz, söylenen şey nasıl bilinir? çünkü havaya söz söyliyenler olursunuz. [10] Belki dünyada seslerin bir çok cinsleri vardır, ve hiç biri manasız değildir. [11] İmdi eğer sesin manasını bilmezsem, ben söyliyen için barbar ve söyliyen benim için barbar olur. [12] Böylece siz de mademki ruhanî mevhibelere gayretlisiniz, kilisenin bünyanı için artmanızı arayın. [13] Bunun için dille söyliyen tercüme edebilmesi için dua etsin. [14] Çünkü eğer dille dua edersem, ruhum dua eder, fakat zihnim semeresizdir. [15] İmdi nedir? Ruh ile dua edeceğim, ve zihinle de dua edeceğim; ruhla terennüm edeceğim, ve zihinle de terennüm edeceğim. [16] Yoksa eğer ruhla bereketlersen, avam yerini dolduran adam senin ne dediğini bilmediğinden dolayı, senin şükranına Amini nasıl diyebilir? [17] Çünkü vakıa sen güzel şükrediyorsun; fakat diğeri bina olunmuyor. [18] Sizin hepinizden ziyade dille söylediğim için Allaha şükrediyorum; [19] fakat dille on bin söz söylemekten ise, kilisede başkalarına da öğreteyim diye zihnimle beş söz söylemeği tercih ederim. [20] Kardeşler, akılda çocuk olmayın, fakat şerirlikte küçük çocuk olup akılda kâmil olun. [21] “Rab diyor: Yabancı dil adamları ile ve yabancıların dudakları ile bu kavma söyliyeceğim; ve böyle de beni dinlemiyecekler,” diye şeriatte yazılmıştır. [22] Bundan dolayı diller, iman edenlere değil, ancak iman etmiyenlere, fakat peygamberlik, iman etmiyenlere değil, ancak iman edenlere alâmet içindir. [23] İmdi eğer bütün kilise bir yere toplanır, ve hepsi dillerle söylerler, ve avamdan olanlar, yahut iman etmiyenler girerlerse: Çıldırıyorsunuz, demiyecekler mi? [24] Fakat eğer hepsi peygamberlik ederler, ve iman etmiyen, yahut avamdan olan biri girerse, hepsi tarafından ilzam, hepsi tarafından tahkik olunur; [25] yüreğinin gizli şeyleri belli olur; ve böylece gerçek Allah aranızdadır diye ikrar ederek yüz üstü kapanıp Allaha secde kılacaktır. [26] İmdi nedir, kardeşler? Toplandığınız zaman her birinin mezmuru var, talimi var, vahyi var, dili var, tercümesi var. Her şey bünyan için olsun. [27] Eğer dille söyliyen kimse olursa, iki yahut en çok üç kişi ve sıra ile olsun, ve biri tercüme etsin; [28] fakat eğer tercüman yok ise, kilisede sükût etsin, ve kendi kendine ve Allaha söylesin. [29] Ve iki veya üç peygamber söylesinler, ve diğerleri temyiz etsinler. [30] Fakat eğer başka bir oturana bir keşif olursa, birincisi sussun. [31] Çünkü hepiniz birer birer peygamberlik edebilirsiniz, ta ki hepsi öğrensinler, ve hepsi teşvik olunsunlar; [32] ve peygamberlerin ruhları peygamberlere tâbidirler; [33] çünkü Allah karışıklık değil, selâmet Allahıdır. Mukaddeslerin bütün kiliselerinde olduğu gibi, [34] kiliselerde kadınlar sükût etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatin de dediği gibi, tâbi olsunlar. [35] Ve eğer bir şey öğrenmek isterlerse, evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına kilisede söylemek ayıptır. [36] Yahut Allahın kelâmı sizden mi çıktı? yahut yalnız size mi erişti? [37] Eğer bir kimse peygamber, yahut ruhanî olduğunu sanıyorsa, size yazdığım şeylerin Rabbin emri olduğunu anlasın. [38] Fakat eğer bir kimse cahilse, cahil olsun. [39] Bundan dolayı, kardeşlerim, peygamberlik etmeği gayretle isteyin, ve dillerle söylemeğe mani olmayın. [40] Fakat her şey münasip surette ve nizamla olsun.